Tavşanlı Haber
Kütahya Masaj
sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort webmaster forum
efecan habeci

ABDURRAHIM KARAKOÇ VE MİHRİBAN

ABDURRAHIM KARAKOÇ VE MİHRİBAN
Bu haber 23 Ağustos 2016 - 14:57 'de eklendi

Çoğumuzun bildiği iki güzel türkü: “Mihriban” ve “Unutursun Mihriban”. Aynı şaire ait iki muhteşem eser. Musa Eroğlu ve Selda Bağcan tarafından bestelenmiş iki güzel türkü… Ve bu güzel şiirlere (sonradan bestelenip türkü olmuş) vesile olan bir aşk hikayesi…
umraniyede-resim-hik-ye-ve-siir-yarismalariRivayete göre hikaye şöyledir; Karakoç üniversiteyi kazanmış ve üniversitenin ilk günü erkenden gelip sınıfın kapısını tam karşıdan gören bir sıraya oturmuş ve içeri girenler hakkında (kendi kendisine) önyargıda bulunmaya başlamış.”Şu iyi birisine benziyor. Buna dikkat etmek lazım. Bundan korkulur” gibilerinden. İşte tam bu sırada içeri sarışın, melek yüzlü, masum mu masum bakışları olan bir kız girmiş. Karakoç bunu görür görmez âşık olmuş. İsminin Mihriban olduğunu öğrendiği bu kızla tanışır. Zaman geçtikçe Mihriban’la giderek daha samimi olurlar ve artık ortak bir arkadaş grupları oluşur. Çevresinde bunlar yaşanırken Karakoç’un içindeki ateş giderek büyüyor. Yanındayken dokunamamak, sarılamamak dayanılmaz bir hal alıyor. Arkadaş grubunda yedikleri, içtikleri ayrı gitmiyor. Her gün beraberler okulda, öğrenci evlerinde. Tüm bunlar olurken arkadaşları da artık durumdan anlıyorlar çünkü Karakoç, Mihriban’ı görünce ne yapacağını şaşırıyor, okula gelmediği günlerde hemen kız arkadaşlarına koşup soruyor. Tabi bu durum Mihriban’ının da dikkatinden kaçmıyor, kimseye belli etmese de içten içe bu durumdan hoşnutluk duyuyor. Zaman geçtikçe erkekler Karakoç’u, kızlar da Mihriban’ı sıkıştırıyorlar birbirlerine açılmaları için.Fakat bu bir türlü olmuyor. Aradan zaman geçiyor, samimiyetlikleri, sevgileri giderek artıyor. Artık üniversitenin son yılına gelinmiştir ama hala kimse birbirine açılmamıştır. Her ikisi de birbirini sevdiğini bilmektedir ama ne hükümse hiçbiri bir türlü açılma yolunu seçmiyor. Karakoç, tipik bir Anadolu genci gibi utangaç, çekingen birisidir ve Mihriban’la konuşursa onu üzeceğini ya da aşkının karşılık bulmayacağından çekinmektedir sürekli. Mihriban ise böyle konularda ilk adımın daima erkeklerden gelmesi gerektiğini düşünmektedir. Zaman Karakoç için çok hızlı geçmektedir ve artık üniversitenin son dönemi gelip çatmıştır. Artık bu durumdan arkadaşları da rahatsız olmaya başlıyor. Üniversitenin bitmesi yaklaştıkça arkadaşları bu işin çözülmesi için çareler düşünürken; içlerinden biri:”Birbirlerine açılmaya kadar ikisiyle de konuşmayalım.”önerisini ortaya atıyor. Hepsi arkadaşlarının mutluluğu için bunu kabul ediyor ve o günden sonra Karakoç’un tek konuşabildiği kişi Mihriban, Mihriban’ın da konuşabildiği tek kişi Abdurrahim’dir. Aslında her ikisi de bunca yıllık arkadaşlarının kendileriyle niçin konuşmadıklarını çok iyi bilmektedirler ama ikisi de bu durumu düzeltmek için hiçbir şey yapmamaktadırlar. Aslında Karakoç çok kere aşkını anlatmaya çalışmıştır ama ne zaman Mihriban’la yalnız kalsalar bir türlü konuşamamakta, kendisini anlatamamaktadır. Sanki her şey kendisine engel oluyor, hissine kapılıyor. Artık her ikisi de bu durumdan sıkılmaya başlamıştır, üniversite çekilmiyordur. Derken yine Mihriban’a biri talip olmuştur ve bu sefer Mihriban teklifi düşünmesi için zaman istiyor. Bunu duyan arkadaşları niçin böyle bir şey yaptığına bir türlü akıl erdiremiyorlar ve dayanamayıp Mihriban’a cevabının ne olacağını soruyorlar. Mihriban da artık bu durumdan sıkıldığını ve Karakoç’a çok kızgın olduğunu söyleyerek, bu sefer teklife hayır demeyeceğini arkadaşlarına söylüyor. Arkadaşları duyduklarının şokunu atlatmadan Mihriban oradan uzaklaşıyor. Sessiz ve kimsesiz bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Arkadaşları bunun bir şaka olduğunu düşünüyor çünkü birbirini böyle seven iki aşığın sonunun böyle olacağına hiç inanmıyorlar. Bir yandan da bu durumu Karakoç’ söyleyip söyleme arasında kararsızlık yaşarlar. Nihayetinde söylemeye karar verip Karakoç’un evine giderler. O esnada Karakoç ise Mihriban’a duygularını açacağı şiirini bitirmiştir. Arkadaşlarını görür görmez Mihriban’a nasıl açılacağını bulduğunu anlatır, bir şiirle yapacaktır bunu. Arkadaşları ise Mihriban’nin söylediklerini anlatırlar Karakoç’a. Bunun üzerine Abdürrahim Karakoç ceketini alıp evden çıkar, birkaç gün ortalıklarda görünmez. Bu esnada nişan hazırlığında olan Mihriban da ortalarda yoktur. Birkaç gün sonra Mihriban okula gelir, durumları arkadaşlarına anlatırken Abdurrahim üstü başı perişan halde çıkar gelir. Mihriban arkadaşlarına sorar ne olduğunu, onlar da arkadaşlarının küçük düşmemesi için sana sevdasından demezler de bir yakını öldü derler. Bunu duyan Mihriban yanına gidip :” Başın sağolsun!” der. Bu sözün üzerine Karakoç bulunduğu yerden uzaklaşır. Ortalarda görünmez hatta mezuniyete bile gelmez…
Karakoç’un sevdiği kadına yazdığı fakat bir türlü ona veremediği şiiridir “Mihriban”. Musa Eroğlu’nun sazinda ve sözünde yüreklerimize işler ne vakit duysak. Çünkü herkesin yüreğinde bir Mihriban’ni vardır, kimisi şanslıdır kavuşmuştur Mihriban’a kimi şanssızdır kavuşamamıştır…

MİHRİBAN
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban

Yar, deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtım tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban

Aradan uzun zaman geçer hikayeyi anlatan bazı kaynaklar Mihriban’in evlenip edebiyat öğretmeni olarak atandığını, bazı kaynaklar ise evlenmediğini fakat ogre olarak atandığını söyler. Her neyse aradan epeyce bir zaman geçer Mihriban’ın öğretmenlik yaptığı şehirde bir edebiyat şöleni olacak, çeşitli yazar ve şairler gelecek, sunumlar yapacaklardır. Bunu duyan Mihriban da dinleyiciler içinde yerini alır. Usta şair ve yazarlar eserlerine dair sunumları yaparlar ara ara da ismi duyuru listesinde yer almayan şair ve yazarları da sahneye çıkarıp onların da eserlerini sunmalarini sağlarlar. Bunlardan biri de Abdurrahim Karakoç’tur. Sahneye çıkar ve başlar şiirini okumaya, “Sarı saçlarını deli gönlüme/Bağlamışım çözülmüyor Mihriban…” Mihriban ağlamaya başlar, Karakoç da onu gormustur seyirciler arasında, o da sahnede ayakta zor durur. Mihriban şiir bitince koşarak kulise gider ve Karakoç’u bulur. İkisinin de gözlerinde yaş, içlerinde yılların yangınıyla kor olmuş hasret… “Bana yazdın o şiiri değil mi?” ” Biliyorum, sen de unutamadın beni değil mi?”der Mihriban. Yaşlı gözlerle Mihriban’a bakan Karakoç, “Hayır!” der.” Ben o şiiri kızıma yazdım.” Bunu duyan Mihriban bayılır. Karakoç onu hastaneye götürür fakat ayılmasini beklemez. Bir hemşireye mektup bırakır Mihriban’a verilmek üzere. O mektup ise günümüzde Selda bağ sesiyle yerini almıştır kulaklarimizda ve yüreğimizde. İşte o mektup:

MİHRİBAN ( UNUTURSUN)

“Unutmak kolay mı? ” deme,
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.

Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep,
Unutursun Mihriban’ım.

Yıllar sinene yaslanır;
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır…
Unutursun Mihriban’ım.

Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya, büyüyünce…
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.

Gün geçer, azalır sevgi;
Değişir herşeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım.

Düzen böyle bu gemide;
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban’ım.

Karakoç, yaşlılık yıllarında katıldığı bir radyo programında böyle bir hikayesi olduğunu doğrular bu iki şiirin, “Yalnız ne kızın adı Mihriban’dı ne de saçları sarıydı.” der. Kız rencide olmasın diye öyle anlatmıştır şair sevdiğini. Çevreden ona bir söz bir laf gelmesin diye.
İşte edebiyat budur yaşamayı bilenlere hayat hikayesi, dinlemeyi bilenlere bağrı yanık bir türkü…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER